Avanos Gazetesi Avanos Haberleri

Perşembe
11 Mar
ANASAYFA YAZAR HÜSEYİN SEYFİ

HÜSEYİN SEYFİ

Türkiye Üstüne Bir Makale ve Yapılan Yorumlar

Ülkemizde gelişen olaylar karşısında, siyasi parti liderlerinin farklı tavır sergilemeleri önce vatandaş, daha sonra da kurumlar arası ayrılığı keskinleştirdi. Bunun böyle olacağı aylar öncesinden belli olmuştu.

 

Seçim tarihi yaklaştıkça gittikçe keskinleşen görüş ayrılıkları vatandaşa yansıyor. Vatandaş, olayları büyük bir gerginlik içinde, herkes kendine yakın bulduğu medya kanallarından izleyerek bir karara varmak istemektedir. Bu anlamda medya da ikiye bölünmüş durumda.

 

Ülkemizde yaşayan insanlar tam anlamıyla üç gruba ayrılmış durumdadır. Birinci grup, Türk ordusunu ülke güvenliği için tek varlık gören, ona güvenen ve onunla her zaman gurur duymak isteyen , Atatürkçü düşünceyi savunan, laik, çağdaş, sosyal bir hukuk devletinde yaşamak isteyen kesim. Bu grup içine kendini milliyetçi ve ülkücü sayan, ülke bütünlüğünden yana insanlar da dahil edilebilir.

 

Diğer grup ise, anayasal zorunluluktan dolayı laik görünmeye çalışan, orduya güvenmeyen, hatta orduya karşı geçmişten gelen kendine has bir husumet besleyen ve bunu fırsat buldukça ordu ile çatışma vesilesi sayan bir kesim.

 

Üçüncüsü ise arada kalmış, ne olup bittiğini bir türlü anlayamayan, hangi kesim daha keskin yorumlar yapar ve olayları daha canlı, daha heyecanlı ve renkli verirse o yöne meyil gösteren grup. Kararsız denilen grup, en çok bu üçüncü grubun içinde yer alıyor.

 

Tüm bunların ötesinde, ülkemizde yaşanan olaylar dış basında da gittikçe yoğunluk kazanmaya başladı. Türkiye üstüne yazılan haber ve makalelerin altına yapılan yorumlar ilginç.

 

01.03.2010 tarihli The New york Times Gazetesinde Türkiye’nin son zamanlarını değerlendiren bir makaleye yapılan onlarca yorumlardan Türkçe’ye çevirebildiklerimden bazıları şöyle:

 

“Türkiye, Batı ve Avrupa Topluluğundan çekilerek İslam dalgasına yanaşma sinyalini veriyor. Elveda, İnsan Hakları."

 

"Atatürk, Türkiye’yi aklı selim bir dünya içine sokmuş, ordu da bu durumu korumuştu.Teokratik bir yapılaşma ile Türkiye karanlık içine yürüyor."

 

"Kötü haber! Amerika, senin yüzünden, sen öyle istediğin için."

 

"Türkiye, ordu ile fethedemediği Avrupa’yı yakında İslamlaştırarak fethedecek."

 

"Teokrasinin suçu, İran gibi. Hatta dine dayanmayan askeri bir dikta."

 

"Kötü haber! Türkiye İslam Cumhuriyeti ve diktatörlüğü. Geleceğin İran’ı yetişiyor."

 

"Bekle ve gör."

 

"İslam ve demokrasi birlikte yaşayamaz. Şeriat ve demokrasi bağdaşmaz."

 

"On yıllık sürede Türkiye’de demokrasinin ayakta kalması zor görünüyor."

 

"Türkiye hala laik bir ülke. Ayrıca İstanbul’un New York’tan bir farkı yok. Fakat yeteri kadar eğitim alamamış ve iş imkanlarının olmadığı yerlerde halk, fiziksel ihtiyaçlarını doyurabilme mücadelesini veriyor. Bunlar, ne olup bittiğinin farkında değiller.”

 

Özellikle kısa yorumları aktarmayı tercih ettim. Daha uzun yorumlar var. Bunlar Atatürk ve Atatürkçülük gibi bildiğimiz ve muhtemelen Türkiye’den yazılmış yorumlar. Ayrıca Ermenilerin ve bazı radikal Kürtlerin kasıtlı olarak yazdıkları yorumlar da belli oluyor.

 

Bana göre, böylesi yorumlar Türkiye’nin, son yıllar ve aylarla birlikte dışardan görünen yanlış veya doğru bir imajının belirmeye başlaması açısından oldukça önemli.

Hüseyin Seyfi

 

Sarılar - Zank Höyük

Sarılar - Zank Höyük

        Uygarlık tarihinde höyüklerin önemli bir yeri vardır.

         Höyükler için, eski yerleşim yerlerinin yıkılması veya doğal tahribi sonucu, bu yerleşim yerlerinde toprağın,taşın üst üste gelmesiyle oluşan kalıntı tepecikleridir denilebilir.

      

  Eski çağlarda, insanlık, ağaç kovuklarında ve mağaralarda yaşadıklarından bu dönemlere ait höyük izlerine pek rastlanmaz. Çünkü höyükler yerleşim kalıntılarının üst üste gelmesiyle oluşmuştur.

        Burada, niçin yerleşim yerleri hep aynı yerlerde üst üste yapılmış, diye bir soru düşünülebilir. Höyüklerin bulundukları yerlere dikkatli bakıldığı zaman, günümüzde bile bu yerlerde bir pınar veya su akıntısının olduğu görülür. Bu bize, höyük noktalarının çevrede yerleşime en uygun olduğu yerleri gösterir. 

     Kapadokya üçgeninde, Avanos ilçesine bağlı Sarılar kasabasının sınırları içerisinde, bulunduğu arazinin adı ile anılan Zank Höyük’te 1990’lı yıllar içinde, Prof Hüseyin Sever’in başkanlığında resmi bir kazı yapılmış olup, buluntular Nevşehir Müzesinde sergilenmektedir.

         Zank Höyük’te bulunanlar, Erken Tunç Çağı’ndan (M.Ö 3000-2000) başlayıp Geç Roma dönemi  (M.S 3-4.yüzyıla kadar) uygarlıkları içermektedir.

      Zank Höyük yüksekliği ,yaklaşık 30-40metre,üstten çapı ise 300 metre civarındadır.

      Anadolu’da bulunan öteki höyüklerde olduğu gibi Zank Höyüğün de başı defineciler ile derttedir. Çoğu yeri define arayıcılar tarafından delik deşik edilmiştir.

     

Bu höyüğü ne zaman ziyaret etsem kazılmış, eşilmiş yeni yerler görürüm. Bu son ziyaretimde de, daha önce görmediğim yeni kazılı yerler görerek üzüldüm. Sanki bir gün önce kazılmıştı. Henüz, çamur, onca rüzgar ve güneşe rağmen kurumamıştı. Doğa koşullarına direnerek ayakta kalmaya çalışan höyükler arsız ve yüzsüz kişiler tarafından örselenirlerken kaderlerine terk edilmişlerdir.

     Oysa höyükler en güzel uygarlık zenginliğimizdir. Bu açıdan düşünüldüğünde, Turistik Kapadokya yöremizin tarihi  buluntulara, arkeolojik eserlere çok ihtiyacı vardır diyebiliriz. Tarihi eserlerin korunması başta vatandaşlarımız olmak üzere, yerel ve merkezi yöneticilerin görevidir. Tarihi eserleri koruma ve onları sahiplenme duygusunun da bilinçle mümkün olduğu inancındayım. Hüseyin Seyfi

  Sarılar - Zank Höyük

  Sarılar - Zank Höyük

   Sarılar - Zank Höyük

  Sarılar - Zank Höyük

  Sarılar - Zank Höyük

  Sarılar - Zank Höyük

  Sarılar - Zank Höyük

  Sarılar - Zank Höyük

Son Güncelleme ( PAZARTESi, 15 Şubat 2010 23:12 )

Tekel İşçilerine

Tekel İşçilerine

Ülkenin zor şartlarında bir iş bulup başladınız çalışmağa. Vardiyalar saydınız, gece gündüz, soğuk sıcak demediniz kendinizi işinize verdiniz. İş yerinizde dostluklar, arkadaşlıklar kurdunuz. İyinizi kötünüzü iş arkadaşlarınızla paylaştınız. İş yerinizi eviniz bildiniz. Ailenizle paylaşamadığınız dertlerinizi amirlerinize, arkadaşlarınıza açtınız.

Örgütlenip, sendika üyesi olunca kendinizi daha güvenli hissettiniz.

Çoluk çocuk yetişti geldi. Onları okullara gönderdiniz. Borçlanıp harçlanarak kooperatiften bir hisse alıp iyi kötü ev sahibi oldunuz. Bir de kendinize göre arabanız oldu.

Çocuğunuzdan biri üniversite kazanınca çok sevindiniz. Bu, size ayda beş yüz lira gibi ek bir yük getirmiş olsa da zorlanmadınız. Yiyeceğinizden, içeceğinizden, giyeceğinizden kısarak yaşamla mücadelenizi sürdürdünüz.

Tüm bunlarla uğraşırken iş yerinizin kapatılacağı, daha doğrusu el değiştireceği haberini aldınız. “Olsun, devlet değil mi, bir kolayını bulur” diye önceleri pek dert etmediniz. Ama aldığınız haberler ve çıkan kararlar pek sandığınız gibi olmadı. İşyeri ve iş değişikliği, arkasından maaşınızın yarıya inmesi gibi problemlerle karşılaşacağınızı hiç tahmin etmediniz.

Görüşmeler, açıklamalar sizi tatmin etmedi. Nasıl tatmin edecekti. Planınızı, programınızı işinize göre yapmış ve öyle yaşıyordunuz. Çocuklarınız, eviniz her şey işinize göre ayarlıydı. İçinizden , "unu eleyip, kalburu asanlar" tazminatlarını alıp emekli oldular. Ama siz, yaşınız ve yaşantınız gereği o şansı elde edemediniz.

“Peki nolacak şimdi” diye kara kara düşünüyorsunuz. Günlerdir evinizden, çoluk çocuğunuzdan ayrı, soğukta, kışta meydanlarda eylemlerinizle haksızlığa uğradığınızı anlatmaya çalışıyorsunuz. Kiminiz baba, kiminiz anne olarak çok zor günler geçiriyorsunuz.

İşçi ve memur konfederasyonları sizi desteklemek amacı ile grev kararı alarak uygulamaya soktu.

Kamuoyu sizlerle yakından ilgileniyor. Hiç birinizin mağdur olmasını istemiyor ve sizi destekliyor. Özlük haklarınızı elde etmeniz umuduyla. Hüseyin Seyfi

Son Güncelleme ( CARSAMBA, 10 Şubat 2010 23:39 )

Sağlıklı Yürüyüş Ölçüsü

Sağlıklı Yürüyüş ÖlçüsüBin kilometrelik bir yolculuk önce ne ile başlar, hiç düşündünüz mü? İster uçakla, ister araba veya trenle ne ile giderseniz gidin, tüm yolculuklar ilk adımla başlar.

 

İnsan, yaşamında ilk adımın önemi büyüktür.

 

Yürüyüşe başlangıç da ilk adımladır.

 

Sağlık için insan, yürüyüşe zaman ayırmalıdır.

 

Yürüyüş şekli ve süresi nasıl ve ne kadar olmalıdır? Bunun için belirlenen bir süre var mıdır?

 

Yürüyüş nasıl olmalıdır?

 

En önemlisi yürüyüşün insan sağlığı açısından yararları nelerdir?

 

Önce, New York Times, Eric Naourney tarafından yazılan bir makaleden çevirebildiğim üç satırı aktaracağım;

 

Bir dakikada 100 adım ve ötesi. Haftada en az 150 dakika.

 

Bu hesaptan, 30 dakikada 3000 adım.

 

Haftada en az 15000 adım.

 

Yürüyüş temposu nefes alış sıklığına göre ayarlanır. Yürürken konuşabilmek sağlıklı tempoyu gösterir. Konuşmanın çok rahat olması yürüyüş temponuzun artması gerektiğine işaret eder.

 

Düzenli yürüyüşlerin kansere karşı koruyucu etkisinin olduğu ileri sürülmekte. Kolon kanseri riskini önemli ölçüde azaltıyor.

 

Kan basıncını, tansiyonu olumlu etkiliyor.

 

Spor, jimnastik ve yürüyüş gibi aktivitelerin erken ölüm risklerini düşürdüğü biliniyor.

 

Vücudun fazla şeker oranını düşürüyor.

 

Kalp ve akciğer sağlığı için oldukça yararlı.

 

Yürüyüş, kemik kırılmalarına, bel fıtıklarına karşı dirençli hale geliyor.

 

Fiziksel aktivite kalbi kuvvetlendiriyor. Güçlenen kalp çalışırken yorulmuyor, az çabayla çok kan pompalıyor, damardaki basınç düşüyor.

 

Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glakom- gloucoma riskini azaltıyor.

 

Kendinizi sıkıntıda hissettiğiniz zaman yürüyüşe çıkın.

 

Yürüyüş kırlarda ve sevdiklerinizle olursa daha zevkli ve eğlenceli olur.

 

Uzun yürüyüş esnasında üşütmemeye gayret gösterilmeli. Böbrekler önemli.

 

Üşüme hissi ile birlikte terlediğiniz zaman önlem almanız gerekir. Bu yüzden çok soğuk havalarda, bulunduğunuz çevreden fazla açılmayın Terlemek ve üşümek ikisi bir arada sağlığa zarar verebiliyor.

 

Yürüyüş, çok tok karnına yorucu olabilir.

 

“Eğer düzenli yürüyüşün ilacı hap haline getirilse idi, herhalde dünyanın en popüler ilacı olurdu”

 

Yürüyüş sürekli haline geldiğinde, kolay kolay bırakılmayacak iyi bir alışkanlığa dönecektir.                                                                     Hüseyin Seyfi

 

Kay: New York Times, Eric Narourney

 

About. com

 

AARP.org

 

Deve dikeni karaciğere iyi geliyor

Deve dikeni karaciğere iyi geliyor

 

             Yabancı gazetelerde en çok ilgimi çeken konulardan biri de sağlık. Sağlık konusunda bilimsel araştırma sonuçları bizim basına yansımadan öncelikle Amerikan basınında yer alıyor.

            Bundan birkaç ay önce kırlarda dolaşırken devedikeninin  resmini çekmiştim. Meğer o bitki yüzyıllardır karaciğer hastalıklarının tedavilerinde kullanılıyormuş. Pratik olarak aşağı yukarı iki bin yıldır ilaç niyetine  kullanılması bir yana, daha geçtiğimiz günlerde, devedikeninin tedavi edici özelliği bilimsel olarak da kanıtlanmış. Yazıya göre;

            Kolombiya Üniversitesinde uzun araştırmalar devedikeninin yararlarını bilimsel anlamda ortaya çıkarıyor.

Alkolden veya hepatit gibi başka nedenlerden kaynaklanan karaciğer rahatsızlıklarına, diğer ilaçlarda görülen yan etkiler olmadan, devedikeni ile tedavi uygulaması iyi geliyor.

            Halk arasında, eşek dikeni,deve kengeri olarak da bilinen devedikeni, kanser kemoterapisi sırasında bazı hastalarda görülen karaciğer iltihaplanması, çocuk lösemileri, karaciğer toksinleri, mantar zehirlenmelerinden kaynaklanan karaciğer rahatsızlıklarını  düşürdüğü tespit ediliyor.

            Kanser tümörlerine karşı önemli bir etkisinin olmadığı gözleniyor.

            İlerde  yapılacak çalışmalara ihtiyaç duyulduğu kesin. Uzun dönem içinde, devedikeninden kanser tedavisinde nasıl sonuç alınacağı merak konusu.

            Yakın bir zaman içinde ilaç haline getirilerek piyasaya sürülmesi bekleniyor.                                                                                  Hüseyin Seyfi

            Kaynak: New york Times, Science daily

Son Güncelleme ( CARSAMBA, 13 Ocak 2010 23:39 )

Eski Bir Şiir ( Avanos)

Eski Bir Şiir ( Avanos)

      Antika merakımdan, kilim - halı koleksiyonculuğumdan olacak belki de, eski belgeler, yazılar hoşuma gidiyor.  Eski dergiler, gazeteler, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yazılan basılan dergiler, kitaplar, yakın tarihimizde önemli olayları veren gazete kupürleri. Onlardan birer cümle, birer paragraf okumak beni dinlendiriyor

Geçen yıl içinde, doksan yaşın üzerinde, emekli öğretmenlerimizden  Abdullah Sağlık ile görüştüm, konuyu ben açmadan elinde ciltli eski bir dergi getirdi, “Yeni Adam” isimli bir dergi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. Kırklı yılların başlarında çıkan bir dergi. “Al bu sana hediyem olsun” dedi. Fiyatı 10 kuruş, “Aradığım şey bazen ayağıma geliyor,” diye mutlu oldum.

 

Hocamın bir şiirini dinlemiştim yirmi yıl kadar önce. Onu tarif ettim, buldu getirdi. Şiir Avanos hakkında yine. “Köşede köprüde kalmasın bunu da yaz, yayınla” dedi.

 İşte çok  sevdiğim ve yirmi yıl  unutamadığım Abdullah Sağlık Öğretmenimin Avanos’a ait şiiri. Şiir tam tamına elli dört yaşında. Yeni yayınlanıyor olacak. Hocama ve tüm okuyuculara nice sağlıklı yıllar diliyorum.

 

          HALICI

 

Tezgahın yanında durur

Tak, tak ,ona tokmak vurur,

Boyarız sarı, mor, aldan

Kurutur, alırız daldan,

Tık, tık dokur, güm güm vurur

Serilen ip, çabuk kurur

Şık, şık kırkar, temiz yıkar

Kızılırmak buradan akar.

Anne yün dit, çeke çeke

İpi eğir, büke büke

Ak il, al il, böyle şöyle

Yakıştı mı, doğru söyle!

Ayşe çağır, yaban ili,

Kız kırdın, bak, yine teli

Kambur oldu kızın beli

Tamamladık işte gülü,

Dokuruz biz halıları

Alırız çok paraları.

                        A. Yılmaz Sağlık, 25.10.1954

                     

    Not: Bunu bir kültür hizmeti sayıyor, Abdullah (Abdülkadir) Hocama teşekkür ediyorum.                                                                                           Hüseyin Seyfi

Son Güncelleme ( PAZARTESi, 04 Ocak 2010 00:06 )

Türkiye Dünya

Yurdumuzda bir süredir devam eden, şiddet içeren, sokak gösterileri gittikçe hızını artırıyor. Açılımla gelen gergin tansiyon DTP ’nin Anayasa mahkemesince kapatılması ile başta Doğu ve Güneydoğudaki illerimiz olmak üzere yurdun bazı yörelerine de sıçrama eğiliminde.

Güvenlik güçleri sert veya yeni deyimle orantısız güç kullanmadan duruma müdahale etmeye çalışıyor.

Olayı bilinen çerçevede değerlendirmeden önce, Türkiye’nin son zamanlarda , başta ABD olmak üzere, İslam ülkeleri, İsrail de dahil olmak üzere Orta Doğu ile ilişkilerine bakmak gerekir.

ABD’nin, Afganistan ve El Kaide üzerine daha şiddetli bir saldırı planı içinde olduğu biliniyor.

İsrail, “dış politikada küslük olmaz” deyimiyle, yakın geçmişteki tatsız olayı yumuşatma girişimlerini, lobileri kanalıyla başlatma eğilimde.

İran, ABD arasında Türkiye.

Irak meselesi ve sürekli tutum değiştiren, hiçbir zaman güven vermeyen Talibani, Barzani ikilisi. ABD’nin bir iki yıl içinde Irak’tan çekilecek olması.

Türkiye’nin Ortadoğu’da liderliğe yürüdüğü sanılıyor.

AB ile görüşmelerin tekrar başlayacağı bir zaman dilimi.

AB, ABD rekabeti ve arada Türkiye.

Türkiye, sıkıntıları ile köşeye sıkıştırılmak isteniyor.

Açılımda olsaydı ve DTP kapatılmasaydı bile bugünkü manzara değişmeyecekti.

Dış basın, gördüğümüz kadarı ile Türkiye’de verilen haberlerin aynısını veriyor. Bir iki yerde, Reuter, BBC gibi; Türkiye, AB ilişkilerine dikkat çekerek, Kürtleri temsil eden bir partinin yasaklanmasının seçimlerde Kürtleri temsil edecek parti konusunda sıkıntı yaratacağını ileri sürüyor. BBC News ayrıca haberin altında da gösteride yer alanlar için, DTP ‘nin kapatılması hakkında görüşlerini soruyor ve hükümetin açılım projesini destekleyip desteklemediklerine dair yorumlanmak üzere kısa bir anket veriyor.

Sonuç, Türkiye oyalanıyor. Tüm enerjisini içeride tüketsin isteniyor. Geçmişlerde böyle değil miydi? Şimdi de öyle bir dönem yaşanıyor, yarın da yaşanacak. Çünkü Türkiye'nin oturduğu arsa, yani Türkiye çok pahalı ve dünyanın en iyi yerinde.

Hüseyin Seyfi

Son Güncelleme ( CARSAMBA, 16 Aralık 2009 22:59 )

Köyde eski bayramlar

Kültürler  -  26.11.2009

Birkaç gün önceden başlardı bayram telaşı. Hazırlıklar büyük heyecanla yapılırdı.

Çocuklar, giyinir kuşanır, donanır, kadınlar kızlar akşamdan kına yakarlardı ellerine. Çocuklara allı yeşilli poşu bağlanır ve ellerine birer şeker tutuşturulup salıverilirdi sokağa.

Bayram sabahı erken kalkılır, erkekler camiye gider, onlar gelinceye kadar kadınlar yemek yapardı. Çorba ve tavada yumurtanın dışında yemeklerin çoğu bir gün öncesinin akşamında hazırlanırdı . Bunlar, baklava, dolma mantı, sulu köfte, sütlaç gibi el emeği isteyen yemeklerdi. Yemekler, kocaman, bakır “meydan sinisi”nin üstüne tabaklar ve ekmeklerle dizilir, “evin erkeği” onları alır köy odasına götürürdü. Mahallenin tüm erkekleri aynı şekilde yemek getirir, birlikte yerlerdi. Yemekten sonra kalkılır bayramlaşılırdı.

Hane sahipleri evlerinde beklerken, ziyaretçiler gelir giderdi.

Bayram, bahara denk gelmişse, köyün genç kızları, öğleye doğru, köyün kenarında, çayırlı çimenli bir yerde toplanırlar, ellerinde tefler türkü söyler, halay çekerlerdi. Özellikle evlenecek delikanlılar buraya gelerek kızların oyun ve danslarını seyrederlerdi. Erkekler, kızlarla aralarında en az on metre mesafe bırakırlardı. Yaklaşılmış olsa, ortamın tadı kaçar ve hiç iyi karşılanmazdı.

Çocuklar el öpmeye gider, şeker toplarlardı. Şeker kıymetliydi. Şimdi olduğu gibi şekerler bol çeşitli değildi. Akide şekeri, Konya şekeri, sormuk şekeri. Çocukların daha çok sevdiği kağıtlı şekerdi. Çikolata bilinmezdi.

Saat, değerliydi ve çok az kişinin saati bulunurdu. Saat, radyo çok pahalı şeylerdi. Saat Ramazan ayında hatırlanırdı.

Ezan, hoparlörsüz, doğal sesle okunur, ezan vaktini, ezanla birlikte çocuklar bağırarak duyururlardı Ramazan ayında. O doğal, güzel ses, köyün içinde dalga dalga yankılanan bir sesti.

Oruç tutanlar, ezan vaktini çocuk sesleriyle duyarlardı.

Ayazlı kış günlerinin akşam soğuğunda, soğuktan ayaklarını zıplatarak , oruç ağızlarıyla, ellerinde incir, ezan bekleyen çocukların elleri, ayazdan kıpkırmızı kesilirdi.

Çocuklar, şehirlerde top atıldığını ve bununla ‘oruç açıldığını’ duyarlardı büyüklerinden. Fakat topun nasıl bir şey olduğunu, nasıl atılıp patladığını bir türlü hayal edemezlerdi.

Ya, Kurban Bayramının kurbanları, kınalı koçlar? Çocukların elinde günlerce beslenip, onlarla haşır neşir olan kınalı koçlar! O güzelim hayvanlar nasıl çocukların gözlerinin önünde kurban edilirdi?

Dayanamayıp, kurban edilen hayvana ağlayan çocukların ellerine akide şekeri tutuşturulurdu.

Bir Fransız’dan dinlemiştim. Yabancı düşmanlığının zirveye tırmandığı yıllardı. Yabancı düşmanlığının nedenlerini soruyordum. Verdiği ilginç bir örneği hiç unutmam.

“Komşum Faslı bir Müslüman var. Kurban Bayramı yaklaşırken bir koyun alır apartman merdivenine bağlar. Hayvan orada birkaç gün meler ve çevreye koku yayılır. Ne söylersek söyleyelim Faslı laf söz dinlemez. Biz Fransızlar bundan rahatsız oluruz.” Demişti. Herhalde bugün öyle bir durum söz konusu değildir.

Zaman geçtikçe kültürler de değişiyor. Kurban bir törendi. Çoğu yerde kurbanı artık kasaplar kesiyor. Kurban sahipleri hayvanı görmüyor bile.

Bayramlar da öyle. Bayramlar, bir kültür ve ritüelden ziyade dinlenme ve tatil olarak görülüyor. Hüseyin Seyfi

Son Güncelleme ( PAZARTESi, 30 Kasım 2009 23:38 )

 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 - 6