Avanos Gazetesi Avanos Haberleri

Cuma
12 Mar
ANASAYFA YAZAR GÜNEBAKAN

GÜNEBAKAN

Mustafa Kemal, "AB"ci' Değildir

Mustafa Kemal,

Zırt pırt lafını ediyorlar ya: "Atatürk'ün en politik vizyonu Batı Uygarlığı"dır diye... Yazılarını okuyan ve bilmeyen de sanacak ki, Mustafa Kemal, BATI'nın kıçına takılmış sömürge bir ekonomiden yana...

Külliyen yalandır uydurmadır...
Bakın, o dönem adıyla "İMTİYAZÂT-I ECNEBİYE" şimdiki adıyla "Küreselleşme" (Kayıtsız koşulsuz AB'ci ve Özelleştirmeci olma) hakkında İzmir İktisat Kongresindeki konuşmasında Mustafa Kemal neler demiş: (Yazı Metni Osmanlıca, çevirerek veriyorum) :
"... Son dönemde Osmanlı devleti, gerçekte özgürlüğünden mahrum bir hale getirilmişti. Bir devlet ki kendi halkından aldığı vergiyi, yabancılardan (anlaşmalar gereği) alamaz olmuştu. Bir devlet ki yabancı yatırımcıları (yanlış yaptıklarında ) yargılama hakkına sahip değildi... Bu kadar da değildi... Doğrudan doğruya milletin hayati önem taşıyan ihtiyaçlarını oluşturmak için, örneğin lokomotif yapmak için, örneğin fabrika açmak için devlet özgür değildi... Hemen müdahale edilirdi... Yaşamını oluşturmaktan yasaklanan bir devlet özgür olabilir miydi? Söylediğim gibi, devlet özgürlüğünü çoktan kaybetmişti. Ve Osmanlı devleti yabancıların bir sömürgesi durumundaydı. " (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, cilt II, s. 104, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, 1952)
Mustafa Kemal, bu sözleri "İMTİYAZÂT- I ECNEBİYE" (bugünkü KÜRESELLEŞME) için etmiştir... Şimdi nasıl, benim gözümün içine baka baka kendilerine Atatürkçü diyen kişiler Küreselleşmeyi ve Özelleştirmeyi savunabiliyor... Hem de Atatürkçülük adına...
Mustafa Kemal, İzmir İktisat Kongresi açılış konuşmasında "Hakimiyet-i Milliye" karşısına bir de "Hakimeti-i İktisadiye"yi koymuştur.
Ne demektir "HAKİMİYET-İ İKTİSADİYE" ? "Ekonomik özgürlük" değil mi?
Mustafa Kemal devam eder:
"... Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, iktisadi zaferle taçlandırılmadıkça, kazanılan zaferler sürekli olamaz, az zamanda söner. Bu nedenle en kuvvetli parlak zaferimizin bile, semeresini görmek için ekonomik egemenliğimizin sağlanması ve sağlamlaştırılması, yaygınlaştırılması gerekir... " (age.. s107)
Devam ediyorum Mustafa Kemal'in dediklerine:
 "... efendiler, zannetmeyin ki biz yabancı sermayeye karşıyız. Hayır, çok emeğe ve sermayeye ihtiyacımız vardır. Fakat, kanunlarımıza uymak koşuluyla, yabancı sermaye teminat vermeye hazırız. Ama arzumuz odur ki yabancı sermaye bizim egemenliğimize var olan servetimize uysun. " (age, s.109)
Şimdi ne diyecek bizim "küreselleşme" ve "AB" yandaşları : "Bakın Atatürk'te yabancı sermayeye açık"...
Dananın kuyruğu o değil... Bakın ardından ne şartlar getiriyor Mustafa Kemal:
"...fakat eskisi gibi değil... Mazimizde ve özellikle Tanzimat sonrası yabancı sermaye ülkemizde özel bir yere sahip olmuştur. Devlet ve hükümet, yabancı sermayenin bir tür "jandarmalığından" başka bir şey yapmamıştır. Ama artık her medeni devlet gibi, millet gibi yeni Türkiye buna izin veremez. Ülkeyi esir ülkesi yapamaz. " (age. s.109)
 
Ey, "KÜRESELLEŞMECİLER" !
Ey, "AB" CİLER" !
Ey, "ÖZELLEŞTİRMECİLER" !
Mustafa Kemal, size daha ne desin?
                                                                                                                     Yazar: Ufuk KESİCİ

Son Güncelleme ( PERSEMBE, 28 Ocak 2010 13:13 )

Haftanın Portresi: Halil Uluer

Haftanın Portresi: Halil Uluer

 Efendim kimdir Halil Uluer bize şöyle a dan z ye kendinizi bir anlatır mısınız?

Büyük bir zevkle ,

1970 yılının eylül ayında Nevşehir’de yüzyıllardır ticaretle uğraşan bir ailenin 3. oğlu olarak dünyaya gelmişim. İlk, orta ve lise eğitimimi Nevşehir’de yaptım. İlk okula giderken okul bitimi siyah önlüğümle babama ait dükkana gelerek yardım etmekle başlamıştı ticari hayatım. Daha sonra askerliğimi paraşütçü ve dağcı komando olarak güneydoğuda yaptım. Havacılık virüsünü de 1990 yılında Kayseri’de paraşütçülükle kapmış oldum.

Hemen askerlik dönüşünde yarım bıraktığım beni sabırsızlıkla bekleyen işlerin içinde buluverdim kendimi. Mobilya, otomotiv sektöründe faaliyet gösteren aile şirketlerimize ilave olarak geliştirdiğim işlerle birlikte Ankara merkezli Alpitaş A.Ş. ve Uteks Ltd.Şti. adlı şirketleri kurdum. Bu şirketler Nato müteahhitliği yaparak Türk Silahlı Kuvvetler’den aldığım yüzlerce ihaleleri büyük bir titizlik, başarı ve gururla yerine getirdi.

Daha sonra turizm sektörüne Antalya kale içinde butik bir otel alarak başladık. Butik otel küçük geldi Pamukkale’de 5 yıldızlı bir otel alarak 3 yıl işletmeciliğini de üstlendik. Daha sonra Ege tur adlı turizm şirketini kurup İstanbul ve Hongkong ofislerimizi açtım. Biz Çin ve Hongkong pazarından ülkemize son 10 yıldır en çok turist getiren bir şirket olduk. 2000 yılında mevcut şirketlerimizi Uluer Group çatısı altında birleştirdik.

Anavatan Partisi İl başkanlığı ile başlayan siyaset hayatımı, kazanamadığım Genel Başkanlık adaylığımla noktaladım. Kaybetmeyi hiç sevmeyen biri olarak siyasetin bana başka kazanımları olmuş farkında olmadan. Oysa İşini çok iyi yapan başarılı bir işadamı olmak her zaman siyasi kimlikten çok daha önemliymiş meğer…

Bursa merkezli madencilik ve taşımacılık işleri yapan iki şirketi satın alarak 3 yıl madencilik ve taşımacılık işleri yaptım. Kapadokya merkezli A grubu seyahat acentası olan Tempest Turizmi devir alıp Ankara’ya taşıdım. Türkiye’nin en büyük ve en uzun süreli kongresini Başbakanlık DPT Müsteşarlığı’ndan ihale ile alarak büyük bir başarı ile yerine getirdim. Halen Tempest kongre ve incoming yapmaktadır.

Son 3 yıldır büyük bir titizlikle ve sabırla uğraştığım; Kapadokya’nın en önemli merkezlerinden biri olan Ürgüp’te içerisinde 350 yıllık tarihi kilisenin de bulunduğu son derece tarihi değere sahip eski evler ve (Atatürk’ünde gelip kaldığı Konak) eserleri Türk Hava Kurumundan satın alıp restore ede ettik. İnşallah yakında işletmeye açacağız.

Tercüman Gazetesi başta olmak üzere birçok dergi ve gazetede bir süre köşe yazıları yazdım. Kapadokya ve Turizm sayesinde Kral’lardan Devlet Başkanlarına kadar bir çok değerli dostu tanıma şansını yakaladım. Devlet Başkanlarından tutun Bakanlarımıza kadar değerli Devlet Adamlarımızın verdikleri teşekkürler, takdirler ve plaketleri koyacak yer neredeyse kalmadı. Biz turizmi sanki Ülkemizi temsil etmeye yetkili kılınmış bir kimlik ve ciddiyetle yapmağa özne göstermekteyiz.

Sayın Nevşehir Valimizin açılışını yaptığı Anatolian Balloons merkez tesisimize yaptığımız tuvalet televizyon ekranlarına ve magazin sayfalarına konu oldu. Ülkemize resmi olarak gelen yabancı üst düzey konukların Kapadokya gezilerinde uğradıkları ilk mekan olmak bize onur vermektedir.

Kurucu başkanlığını yaptığım Kapadokya’da sivil havacılığı geliştirmek, uluslararası festivaller yapmak üzere Kapadokya Havacılık Derneği’ni gönüllü dostlarımla kurdum.. Şu anda Uluer Group bünyesinde Tempest tour, Egetur, Hertur, Anatolian Balloons, Kapadokya Tv, ve Uluer Havacılık şirketlerimiz bulunmaktadır. Nevşehir, Ankara, İstanbul, Antalya ve Hongkong da kendi şirketlerimizde toplam 200 çalışanımızla çevreye saygılı, milli ve manevi değerlere duyarlı ticari faaliyetlere devam etmekteyiz.

"Ve Anatolian Balloons kuruldu. Yıl 2006 aylardan mart. Yeni çocuğumuz nur topu gibi doğdu.

"

Çok renkli ve başarılı bir hayat hikayesi... Pekala Sn.Uluer sorularıma hazırsanız başlıyorum...  Anatolian Balloons'un Havacılık hikayesi nerede, ne zaman başladı ?

Hani bir atasözümüz vardır ‘Kötü komşu mal sahibi yapar’ diye. Bizim balonculuğa başlamamız da işte aynen böyle oldu. Yıllardır başarı ile sürdürdüğümüz Uzakdoğu merkezli (incoming) tur şirketimiz; son 15 yıldır Çin ve Hongkong’dan en çok turisti getirme başarısını yakalamıştı. Getirdiğimiz yabancı konuklarımızı Kapadokya’da balona bindirmeden göndermek zaten mümkün değildi. Balon turu hizmetini aldığımız mevcut olan balon firmalarından dolayı gelen şikayetler ve bu şikayetlere karşı firmaların ilgisiz vurdumduymaz tavırları işini son derece ciddiye alan bizi harekete geçirdi. Ve Anatolian Balloons kuruldu. Yıl 2006 aylardan mart. Yeni çocuğumuz nur topu gibi doğdu. Bu doğumdan önce tabi ki hamilelik dönemi de oldu. Bu dönemde bütün dünya da ciddi araştırmalar yaptık. Bu işi dünya da kimler yapıyor diye ? İşini en iyi yapan ilk on firmaya bir müşteri gibi giderek defalarca uçtuk. Fotoğrafları beynimizle çektik. Nerde en iyi kimdi ve ne yönden en iyiydi ? Biz hepsinden çok daha iyi olmak için en iyilerin iyilerinden oluşan ve bizimde ilavelerimizle Anatolian Balloons doğdu. İlk yılımızda Ülkemizde mevcut olan bütün şirketler kadar yolcu uçurduk. İlk yıl sektörümüz de Dünyada ilk ve tek IS0 9001-2000 Kalite Belgesini aldık. Yine Dünyanın en büyük balonunu ki tam 36 kişilik kapasiteli özel yaptırdık. Dünyanın en büyük balon firması olarak , Yolumuza yenilikler ve yenilmezliklerle sürekli kendimizi eğiterek devam etmekteyiz.

Bu iş çok karlı hemen bu işi yapayım mı dediniz? Yoksa başka nedenleriniz de var mıydı?

Bu işe girerken ve şimdi de olduğu gibi birinci önceliğimiz para kazanmak değildi. Para hırsı birinci öncelik olduğunda insana yanlış yaptırıyor. Bizim birinci önceliğimiz işimizi her zaman kaliteli ve güvenli yapmak olmuştur. Zaten işini doğru yapan her zaman kazanır. Biz bu sektöre Ülkemizde bu işin son derece kaliteli ve ülkemiz adına yakışır hizmet anlayışıyla yapılmadığı için girdik. Esas giriş amacımız budur. Türk yaparsa en iyisini yapar dedirtmek için bu sektöre yatırım yaptık. Çünkü Allah, balon için mükemmel hava ile birlikte Dünyada hiçbir yerde emsali olmayan bu güzellikleri Kapadokya’mıza bahşetmiş. Bir Kapadokya’lı olarak bu işi adam gibi yapmak bizim önceliğimizdir.

· Balonculuk tutkusu nerden geliyor?

Aslında havacılık bir virüs gibi insanın kanına bulaşıyor. 20 yıl önce Paraşütle başlayan havacılık virüsü daha sonra balonculuk ve genel havacılıkla devam ediyor… Bende son derece bulaşıcı özelliği olan taşıdığım bu virüsü aile fertlerine bulaştırdım. Virüsü kapan, uçmanın özgürlük olduğunu anlayan asla uçmadan yapamaz. Uçmak özgürlüktür. Özgürlükse göklerde. Bu balon olur, uçak olur, helikopter olur olur da olur. Ama uçmak hep uçmaktır.

· Hani hep deriz ya Türkiye’de iş yapmak çok zor diye, Türkiye’de bu işi yapmak zor olmadı mı ?

Bu soruyu önce sorsaydınız hiç şüphesiz evet derdim. Ama şimdi artık çok şükür gerçek müteşebbisi, yatırımcıyı dinleyen destekleyen basiretli bir devlet anlayışı var. En azından yeterince destek alamasak da köstek olan zihniyet gitti. Bize köstek olmasınlar yeter çünkü biz Anadolu Aslanlarıyız. İzinleri dosyaları evrakları Aylarca hatta yıllarca süründüren devlet anlayışı artık mazide kaldı yerine müteşebbisi destekleyen ve hemen cevap veren anlayışın aldığını sevinerek ve memnuniyetle izlemekteyiz. Konu bürokrasiden açılınca Ülkemizin Tek sivil havacılık otoritesi olan Sivil Havacılık Genel Müdürüne ve mesai mefhumu olmadan çalışan personeline teşekkür etmesek haksızlık olur.

·  Kuruluş aşamasında ne gibi zorlukla karşılaştınız ?

Maalesef Ülkemizde bu sektörde Kaliteli ve kalifiye eleman olmayışı çok zorladı. Dünyanın balon için en önemli cazibe merkezi olan Kapadokya’da bu işin yabancıların tekelinde olması kanımıza dokundu. Bizde bu işe öncelikle eğitim almakla başladık. En çok zorlandığımız şey ise havacılık konusunda eğitimin ülkemizde yeterli seviyede verilmemesi idi. Kalifiye eleman konusunda Evet gerçekten çok büyük zorluklar yaşadık ve hala da yaşamaktayız… Şimdi kendi pilotumuzu ve yer ekibimizi kendimiz yetiştirmek için okul kurmak üzere harekete geçtik. Daha büyümek ve bu işi yapmak isteyen Anadolu gençlerini yetiştirmek için zaruret oldu artık bize.

· Kapadokya’da birçok balon firması var sizin farkınız ne oldu da bu kadar büyüyebildiniz?

Farkımızı fark edenlerin sayısı her geçen gün arttı. Farkımız birinci önceliğimizin güvenlik ve kaliteden asla taviz vermeyen şirket anlayışı olması idi. Başka şirketlerin uçtuğu havalarda çoğu kez biz uçuşları iptal ettik.Şunu çok iyi biliyoruz ki Havacılıkta risk almak cesaretten değil kesinlikle sorumsuzluk ve cehaletten gelir.

Çünkü Sepetteki her yolcumuz bize canını emanet eden, Ülkemize gelmiş değerli konuğumuzdur. Onların Ülkemiz hakkındaki kanaat notunu yükseltmek Milli görevimizdir. Bu anlayışla farkımızı hissedenlerin ilk ve tek tercihleri biz olduk, olmaya da devam ediyoruz. Bu farklılık işimizi daha da iyi yapmamız için bize güç vermektedir.

İnsanlar korkmuyor mu bindiklerinde?

Hayatında balona ilk kez binenler de evet korku ve heyecan oluyor fakat bir iki dakika sonra bu korkunun, heyecanın yerini huzur ve muhteşem keyif alıyor. Çünkü balon dünyadaki en güvenli hava taşıtıdır. Diğer hava taşıtlarının can yeleği konumundaki paraşüt aslında balonun ta kendisidir.

 

· Ya yukarıdayken heyecan, tutku, neler yaşıyorlar? Sizin insanlar üzerindeki gözlemleriniz nasıl?

Ayakları yerden kesilmeye başladıkları anda o muhteşem görüntüler ve yavaş yavaş yükselmekte olan çok stabil hareket eden balon sepetindeki konuklar hayatlarındaki en fantastik şeyi yaşıyor olduklarını hissediyorlar. Daha önce gelmedikleri için üzülenler daha sonra tekrar geleceğiz diyerek söz veriyorlar. Çünkü dört mevsimin gerçek anlamda yaşandığı tek yer Kapadokya… Ve dört mevsimde ayrı ayrı yaşanacak yer, Kapadokya’nın tadı balonla çıkıyor. Yere güvenli inişlerinden sonra pilotlarımız ile hatıra fotoğrafı çektirmek için adeta birbirleri ile yarış halindeler. Bu muhteşem güzellikleri yaşatan pilotlarımıza hediyeler verenden mail adreslerini isteyene, ülkesine davetten, akşam yemeğe davete… Hoş ve güzel dostluklara… Artık personelimiz uluslararası dostlara sahip Ülkemizin tanıtım gönüllüleri oldular. Önceleri Kapadokya’ya gelen turistler peri bacalarını görmek için gelirlerdi. Şimdi balonla hatırlanan Kapadokya güzelliklerini gökyüzünden izlemek için gelmekteler. Türkiye’nin tanıtım materyallerinde önemli yer tutan balon, Firmamız sayesinde Dünya’da en mükemmel ve yoğun şekilde artık Ülkemizde yapılmaktadır.


 ·  Bu kriz ortamında bir de Antalya’da yatırım yaptınız?

Evet tam kriz ortamında başladık Antalya yatırımımıza.. Ama daha önce aldığımız karardı. Biz Türk müteşebbisi olarak krizlerden yılmamayı, doğru bildiğimiz yolda ilerlemeyi öğrendik artık. Durmak yok… uçmaya devam… Ülkemizin güzelliklerini yalnızca havadan Kapadokya’da izlettiriyor olmak Ülkemize haksızlık oluyor diye düşünerek yeni yerler ve yeni keşifler için epeydir araştırma yapıyorduk zaten. İkinci durağımız onun için Antalya oldu. Üçüncü…. Hatta dördüncü de belli olmak üzere. Yeni hedefler yeni ufuklar ve yeni yatırımlar demek bu aslında. Yeni pilotlar, yeni balonlar ve yep yeni onbinlerce hatta yüzbinlerce dostlar…

 · Antalya ile Kapadokya müşteri profili arasında fark var mı? Siz bu farkı nasıl tanımlarsınız?

Evet iki müşteri arasında çok ciddi farklılık var. Şöyle ki; Kapadokya malumunuz kültür turizmi için çok önemli bir nokta. Hatta Dünyadaki en önemli nokta desek abartmış olmayız. Kültür turizmine gelen turistlerin yaş ortalamaları orta yaş ve üzeri. Şımarık ve para ile her şeyi satın alırım mantığı ile yaklaşmalar neredeyse hiç yaşanmaz Kapadokya’da… Antalya turizmi çok farklı. Antalya’da ise Sepette yalnızca sevgilisiyle şampanya içmek isteyen, yalnızca sepette biz olacağız balonu kapatıyoruz diyenlere neredeyse her gün rastlıyoruz. İki zıt turist profili aslında Kapadokya ve Antalya. Biz her iki yerde bu profile göre hizmet vererek mutlak müşteri memnuniyetine odaklı işletme anlayışımızı devam ettiriyoruz.

·  Antalya beklediğiniz gibi miydi?

Evet Antalya bizi hayal kırıklığına uğratmadı. Çünkü bir yıl araştırma çalışmalarımız olmuştu. Türkiye’nin çok ciddi turizm potansiyeline sahip olan Antalya bir turizmcinin olmazsa olmazıdır. Bizde bu mantıkla hem büyük turizm potansiyeline sahip Antalya’ya açılmak hem de diğer turizm yatırımlarımızı bu büyük turizm şehrinde de yapmak için geldik. Aslında Antalya turizmi demek, yarı açık cezaevi konumundaki çok lüks oteller demek. Antalya’da turizm yalnızca otellerden ibaret olmuş bu güne kadar. Biz bu yanlış turizm anlayışını yıkan, Antalya’nın gökyüzünden çok daha farklı olduğunu gösteren ilk Antalya Turizmine çeşitlilik katan yatırımcıyız. Hiçbir şeyden yılmadan, zorluklara göğüs gererek uzun vadeli ve istikrarlı bir şekilde yolumuz devam edeceğiz.

· Takip ettiğimiz kadarıyla, şirketin bugününü ve gelecek planlamasını tek başınıza yürütmüyorsunuz? Oğullarınız da aktif olarak işin içinde?

Doğrudur bütün kararları çocuklarımla almak istiyorum. Gelecekte bir gün gelecek… Çünkü geleceğimizi ilgilendiren kararları geleceğimizle almanın doğru olduğuna inanıyorum. Geçmişe dönebilinecek bir durum olsaydı babam ve rahmetli dedemle işbirliği yapardım. Bildiklerimi, tecrübelerimi anlatıyorum onlarda yeni teknolojileri daha yakın takip ediyorlar, birlikte iyi bir ekip çalışması yaparak en doğru kararı en hızlı biçimde vermeye dikkat ediyoruz. Onlar benim en büyük yardımcılarım. Hem okullarını başarı ile okuyorlar hem de işle ilgili olduklarından işten kopmamış oluyorlar. Bende şimdiden onları geleceğe hazırlamanın keyfini yaşıyorum ki… Emekliliğin tadını çıkarabileyim. Daha çok var ama zaman çok hızlı akıp gidiyor.

· Yatırım planlarınızda yeni iller var mı?

Evet var. Hatta şimdiden tespit ettiğimiz yeni iki yatırım merkezimiz de var. Araştırma çalışmalarımız noktalanmak üzere. Amacımız tek noktada faaliyet veren lokal bir balon şirketi yerine çok noktalarda açılmış adam gibi hizmet veren bir Türk Malı Dünya Markası olmaktır. Yurt dışı açılımları yapmak için iki yıldır araştırmalarımız devam etmektedir. Amerika ve Fas’tan ortaklık teklifleri aldık. Yörelere giderek incelemelerde bulunduk. Şu anda Pazar paylarını ve meteorolojik şartları yakinen takip ediyoruz.

"Ben Ülkemizde işsizliğin olduğuna kesinlikle inanmayan bir iş adamıyım"

· Bu sektördeki yatırımınız sadece balon gezisiyle sınırlı mı kalacak yoksa Türk insanının görmediği yaşamadığı yeni heyecanlar da planlıyor musunuz?

Anatolian Balloons’un da içinde bulunduğu Uluer Group bünyesinde 6 şirketimiz daha var. Aslında en ufak işimiz balonculuk ama görselliği en mükemmel olan da balonculuk. Bunlar turizm başta olmak üzere Havacılık, medya ve turizm yatırım şirketleri. Kapadokya’da bölgesel yayın yapan Kapadokya Tv, dergi, bize bağlı bir yayın kuruluşudur.

Turizm tecrübelerimizi yeni yatırımlara aktarmak için çok spesifik sektörlere girmek üzere bazı kararlar aldık. insan oğlunun bu fani dünyada büyük zevk alarak yapabileceği heyecan yaşayacağı az şey var. Bunların başında uçmak geliyor. Ama en az uçmak kadar heyecan verecek çok fantastik yatırımlarımız da olacak. İnşallah yakın zaman da bu yatırımlarımızla ülkemizin tanıtımına çok farklı boyutlar katmanın heyecanı nı şimdiden yaşamaya başladık. İleriki zamanlarda sizle bunları paylaşmaktan mutluluk duyacağız.

.  İşsizlikle ilgili ne diyeceksiniz ?

Ben Ülkemizde işsizliğin olduğuna kesinlikle inanmayan bir iş adamıyım.Ve altını çizerek tekrar ifade ediyorum bu ülkede kesinlikle işsizlik yok ! Ancak işi beğenmezlik ve kısa zamanda köşe dönmek isteyen açgözlü, iş ahlakı nedir bilmeyenler var. Eğer iş arayan ahlaklı ve yetiştirilmeye müsait gençler varsa hemen bugün 50 tanesini işe almaya hazırım… Yetiştirmek, kariyer, iş sahibi yapmak için. Türk Turizmine hizmet etmek üzere yeniliğe açık, iş ahlakını bilen, prensip sahibi personel arayışımız her geçen gün artmaktadır.

Bende  bana bu fırsatı verdiğiniz ve bu keyifli sohbet için teşekkür ediyorum. Yayın hayatınızda başarılar diliyorum

.   Biz çok etkilendik ve bir o kadar da keyif aldık ve gurur duyduk bu sohbette. Çok teşekkür ediyor ve başarılarınızın devamını diliyoruz Sn.Uluer.

Son Güncelleme ( PERSEMBE, 07 Ocak 2010 00:06 )

Böylesi İçten Bir Reklam Daha Yapılmadı!

Bzim Anadolu insanı kadar espritüeli şu dünyada başka bir millette yoktur. İşte şimdi vereceğimiz haber yurdum insanının ne kadar zeki, esprili olduğunu apaçık ortaya koyuyor. Konya / Selçuklu'dan Hüseyin Sayın isimli bir vatandaşımız kendisine ait 77 model bir aracını satmak için www.sahibinden.com da bıraktığı ilana bir göz atalım.

 Aracım 1977 model olup 1300 motor hacmine sahip bir yer uçağıdır (Benim gözümde). Model yılının 83 yazdığına bakmayın 83'ten aşağısını bilgisayar kabul etmedi. Onun için öyle yazmak zorunda kaldık. ABS, KLİMA, AIRBAG, AÇILIR TAVAN, ALAŞIM JANT, NAVİGASYYON, YOL BİLGİSAYARI gibi özellikleri yoktur. Fakat, direksiyonu, sigara küllüğü, yaylı koltukları ve çakmaklığı vardır. Açılıp kapanabilen camları ve kapı kolları çalışır durumdadır.

Komple orıjınal olan aracımda aranırsa birkaç yerde lokal boya çıkabilir. Hatta iyicene didik didik edilirse komple boyalı olduğu ortaya çıkabilir. Yüzeysel boyaların yanısıra bir kaç küflü bölgeye de rastlanılmıştır.

Aracın rengi aslen eflatundur. Fabrika çıkışı ise koyu yeşil ile cırtlak mor arası bir şeydir. Bu boyalar zaten o dönemki renoların orijinal boyalarıydı. Bizim elimize geçtiğinde beyazdı. Biz de daha sonra kanunlara uygun olsun diye ruhsattaki yazan renk olan eflatuna boyattık. Fakat renk seçeneğinde aradım bulamadım. Ona yakın bir renk olan Mor seçeneğinin işaretlemek zorunda kaldık.

Çorum kaloriferini 1 yıl önce başka bir araca taktırdığımızdan dolayı şu anda kaloriferi yoktur. Fakat kışın yedek bir aküye bağlı olarak bir elektrikli battaniye iş görebilir. Veya 2.5 litrelik bir kola şişesine sıcak su doldurarak belinize koyabilirsiniz. İmkanlar olmayınca parlak fikirler artıyor haliyle.

Tüm bakımları yetkili serviste yapılmamış olup el yordamıyla eş-dost yardımıyla yapılmıştır. Aracın farları vardır. Fakat uzun ve kısa far diye bir şey olmadığı için geceleyin onunla uğraşmadan direk yola yoğunlaşabiliyorsunuz. Ayrıca farları kapalı konumdayken frene basarsanız fren lambalarının yanında farları da çalışmaktadır. Değişik bir özellik. Diğer arabalarda bulamazsınız.

Arabayı hiç kilitlemiyorum. Kimse de içine girmedi şimdiye kadar.Çünkü kilitlesem bile bir çaykaşığıyla açılıyor zaten. Bilenler bilir. Anahtar derdi yok. Kaput ve bağaj anahtarsız açılabiliyor. Bu özellik modelli arabaların çoğunda bile yok.

Ayrıca şöför mahalinin yanındaki kısımda ayak koyma yerinde yaklaşık 30 cm çapında bir delik vardır. Bu deliği örtmek için bir mukavva ve çuval kullandım. Yazın deliği açarak doğal klima olarak kullanmaktayım. Yakıtı da etkilemediği için gayet ekonomik.

Egzozu delindi. Baktım güzel ses çıkarıyor. Hiç ellemedim. Çalışınca havalı bir araba gibi ses çıkarıyor. Başkaları egzozdan ses çıkarmak için bir çok paralar harcıyor. Düdük falan taktırıyorlar. Ben bedavadan yapıyorum bunu.

Aracımdan gayet memnunum. Muhayyer bir araçtır. (O da ne demekse bir türlü çözemedim. Osmanlıca özlüğe bile baktım ama işin içinden çıkamadım.) Model yükselteceğimden dolayı satıyorum. Yoksa daha binerdim. 1979 model bir Renault 12 alacağım. bu modeller arası renaultlarla takas yapabilirim.
Şimdi bu ilan sonrası Güler misin ağlar mısın yoksa bu aracı alır mısın?

Bina Kavgasına Doğru Bakmak

 Zelve Ören yerinde Kültür ve Turizm Bakanlığının geçmişi ta 1996 yılına kadar uzanan binasıyla ilgili ortalıkta bir kirlilik yumağı oluşturarak insanların kafasını karıştırmaya devam edenler var. Bunu sadece birilerine yağ çekmek, yağ çektikleri kişi ya da kurumlardan aldıkları nemanın devamını sağlamak için yapıyorlar.

Dünyanın her devleti turizmden para kazanmak ister.Yoksa turist gelsin, senin tarihi ve doğal güzelliklerini gezsin ve sen ondan para alma, kazanma. Eğer turistlerden bu gezileri için para almayacaksan müze ve ören yerlerine girişte bina yapmana gerek kalmaz.

Ama her ülkede olduğu gibi sen de para kazanacaksan mecburen girişe bilet satmak için bir bina yapacaksın. Ya turist buraları gezerken tuvalet ihtiyacı duyarsa? Hadi bakalım tuvalette yapma oraya! Elin oğlu yaptığı sinema filmlerinin kahramanlarının maketlerinden para kazanırken biz Zelve gibi Dünya harikası zenginliğimizi bedava mı gezdireceğiz yani? Elbette girişe bina yapılacak ve gerekli hizmetler verilecek. Ama yaptığınız bina doğal dokuya da uygun olacak ve zarar vemeyecek şekilde planlanacak. Zaten bakanın dediği gibi şu anda saydığımız hizmetlerin tamamı “Salaş” dükkânlarda veriliyor.

 

Şimdi olayı kavramadan hatta bakanın ziyaretini izlemeden, sırf yağcılık olsun diye yazılan yazılardaki yanlışlara bakalım: Bir kere Avanos Belediyesinin itirazı daha bugün resmi sitelerinde yazıldığı gibi görüntü kirliliğine değil, binanın projeye uygun (Aplikasyon) yerleştirilmediğinedir. Binayı yapan kişiler önceden belirlenen alana değil daha değişik bir yere yerleştirmişler. Belediyenin ve Bakanın itirazı da bu noktadadır. Bakan Günay eliyle az ilerdeki bir noktayı işaret ederek  “Şuraya değil de (50 metre gerideki bir alanı işaret ederek) şuraya yapsaydınız sorun olmazdı” demiştir. Bakanın bu gösterdiği alan şu anda yapılan inşaata aşağı yukarı 50 metre uzaklıktadır. Bakanın bu teklifine orada bulunan Nevşehir Valisi, Avanos Kaymakamı, Avanos Belediye Başkanı ve Köy Muhtarı dâhil kimse itiraz etmemiştir. Hatta Kaymakam Hanım bu tür bir düzenlemeye Dervent Vadisinde de ihtiyaç olduğunu belirterek kendisi istekte bulunmuştur. Köy muhtarının derdi ise bina falan değil işlerinden olma korkusudur. Bunu da kendisi sözleri ile beyan etmiştir.

 

Avanos Belediyesi itirazlarında kendince tabi ki haklıdır. Çünkü bina önceden planlanan yere yapılmamıştır. Ama bu orada binaya ihtiyaç olduğu gerçeğini ortadan kaldıramaz. Ve Bakanlık usulüne uygun bir binayı oraya yapmaya başladığında belediye engel olamaz.

 

 Avanos Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığını bir kavga içerisine sokmak isteyen ulusal medyaya maalesef yerel medya da katılmış görünüyor. Belediyeyi sanki Dünya Savaşı kazanmışçasına pohpohlayarak ekmeklerine yağ sürmek istiyorlar. Eğer Bakan orada “ Evet Avanos Belediyesi haklıdır. Bu bina hemen yıkılmalı ve bir daha buralara bina falan yapılmasın” deseydi biz de alkış tutardık. Ancak şimdilik her iki taraf için de belirsizlik hâkimdir. Hatta belirsizlik belediyeden yana daha fazladır. Bakan oldukça politik bir yaklaşımla kimseyi kırmamış ama “Bu binada öncelikle burada şu an iş yeri olanlara iş vereceğiz” diyerek binanın açıkça yapılacağını iletmiştir. Bu sözüne itiraz etmeyenler ise onun bu açıklamasını yeterli bulmuş olmalı ki durumu kabullenerek seslerini çıkarmamışlardır.

 

Site olarak her defasında yazdığımız gibi biz binanın yapılmasının ya da yıkılmasının yanında değiliz ve bunu tartışmıyoruz. Sadece durumu daha net bir biçimde ortaya koymaya çalışıyoruz. Sıfır sıfır devam eden bir maç için de şu galip şu mağlup diyemiyoruz. Bu maçı kimin kazanacağı ile de ilgilenmiyoruz. Ama kimseyle maddi bir bağımız olmadığından olaylara daha doğru bakabildiğimizi sanıyoruz. Kimseye yağcılık olsun diye de haber yapmıyoruz. Varsın kuru ekmek yiyelim ama sonucu bugünden belli olmamış bir konu için kimseleri de göklere çıkarmayalım.

 

 

Son Güncelleme ( PAZARTESi, 16 Kasım 2009 23:44 )

Hadise'yi Ağırlayan Kaymakam Kim?

Hadise'yi Ağırlayan Kaymakam Kim?Avanos Kaymakamı Aylin Kırcı Duman, ilçemizdeki görevine başlamadan önce hayli güzel işlere aracılık etmiş, imza atmış. Bunlardan bir tanesini biz de yeni öğrendiğimiz için şimdi sizlerle paylaşıyoruz. Yani haber pek yeni sayılmaz. O tarihte basına da yansıyan haberin konusu ise meşhur şarkıcı kızımız Hadise ile ilgili. 54. Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkiye'yi temsil eden Hadise, geçtiğimiz nisan ayında 6 ülkeyi kapsayan Balkan turnesi için Yunanistan'a giderken bir süreliğine kaymakam Duman'ın konuğu olmuş. Hadise'yi gümrük işlemleri sırasında bir süre misafir eden Kaymakam Duman, içinde sabunlar bulunan bir sepet hediye etmiş ve başarılar dilemiş. Yani Hadise'nin başarısına katkı verenlerin arasına Kaymakam Kırcı Duman'ı da katabiliriz. Belki bu dostluğun sayesinde Hadise'yi Avanos'ta görmek mümkün olur. "Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır." Atasözünü unutmayalım.

Son Güncelleme ( CUMA, 30 Ekim 2009 07:52 )

Dünyanın en iyi Türkçe öğretmeni

Dünyanın en iyi Türkçe öğretmeni

Daha lisede öğrenciyken dünyanın en iyi Türkçe öğretmeni olmayı kafalarına koymuşlardı. Hedeflerini herkese duyurmak ve böylece kendilerini sorumluluk altına sokmak istiyorlardı. İki arkadaş bunun için bir yol buldular: Üzerinde "Dünyanın en iyi Türkçe öğretmeni" yazan kartvizit bastırdılar. Bastırdıkları bu kartvizitleri herkesle paylaştılar. Kartvizitlerden birer tanesini de Avanos'ta bulunan ve 25 yıldır ziyaretçilerinden aldıkları binlerce kartvizitle koleksiyon yapan "Hacı Dede Çanak Atölyesi"ne bıraktılar. Kartvizitleri gören herkes dünyanın en iyi Türkçe öğretmenlerini merak ediyordu.

Site olarak bu kartvizitlerin peşinden giderek sahiplerinden Fatma Avcı Hanıma ulaştık. Ve yukarıda anlattığımız hikaye ortaya çıktı.

Fatma aslından üniversite 2. sınıfa giden bir öğrenci. Üniversite sınavında hedefini gerçekleştirmiş ve Kayseri Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesini kazanmış. Yani Türkçe öğretmeni olacak. Kartın üzerine kendi el yazısı ile 2020 yazmış. Bunu da sorduk Fatma Hanıma. "Okulu bitirdikten sonra ancak 2020 yılında iyi bir öğretmen olabilirim diye düşünerek öyle yazdım" dedi. Bu arada Fatma bize hiç de uzak değil. Kendisi Nevşehirli örnek bir genç kızımız. İkibinevler Süper Lisesini bitirmiş ve hedefine emin adımlarla ilerliyor. Diğer kartvizit sahibi Merve de kardeş diyecek kadar yakın arkadaşıymış ve aynı okulda okuyorlarmış. Yani o da Türkçe öğretmeni olacak.

Yolun açık olsun Fatma. Ülkemizin senin gibi örnek hikayeleri olan insanlara çok hem de çok ihtiyacı olacak.
 Bu arada hikayenin tamamlanmasında katkısını esirgemeyen, Tarkan ve Sibel Can gibi konukları da ağırlayan Hacı Dede Çanak Atölyesi sahibi Bekir Kasifoğlu'na da teşekkür ederiz.                 
                                                                                                           Avanos Gazetesi

Son Güncelleme ( CUMA, 07 Ağustos 2009 00:30 )

Yeraltı kentlerini kim, neden yaptı?

Türkiye Gizemleri...

Binlerce yıldır toprağında yüzlerce uygarlığın yaşamış olduğu bir yerde yaşıyoruz biz. Türkiye´nin her karesinde bir gizem, bir soru işareti var. Açıklanamayan konforlu mağaralar, derin kuyular, eski mezarlıklar ve kimbilir daha keşfedemediğimiz neler neler... Eski uygarlıklardan kalma bir çok mitoloji kahramanı bizim ülkemizde yaşamış. Tarihin bir sır perdesi altına sakladığı bu eşsiz kalıntılar için çeşitli buluntular ve söylenceler var. Bunlardan bir kısmını konumuz içine dahil ettik.

Anadolu´nun Altı Oyuk mu? 

85 m. derinlik, çağdaş bir havalandırma sistemi, binlerce kişinin yaşayabileceği bir kompleks, mükemmel bir savunma sistemi; Ve bunların ne zaman, niçin yapıldığı belli değil. Orta Anadolu´da Nevşehir, Niğde Aksaray yörelerinde yüze yakın yeraltı kenti, tüneller ve mağralar bulunmaktadır yani bu yöremizin altı karıncaların yuvalarına benzer. Cevabı hala bulunamayan bir gizemle karşı karşıyamıyız? Gözümüz hep uzaya dönük ama dünyamızın içindeki bilinmeyenler de hala uzay kadar karanlık ve çözümsüz. Cevap hala bulunamadı, bir gün birileri ciddi maliyetleri göze alıncaya kadar... Ne garip değil mi? Neredeyse Orta Anadolu´nun yarısına yakın bir bölümünün altında dev yeraltı kentlerinin bulunduğu ancak 1960´ların başında farkedildi. Söylencelere göre, yeraltı kentlerinin bulunmasının nedeni bir deliğe girip kaybolan bir tavuktur, bir diğerine göre Demir adındaki bir köylüdür veya meraklı turistlerdir. Bu garip yerlerin birer mühendislik şaheseri olduğunu söylersek abartmış olmayız, bir kere havalandırma sistemi ve mantığı mükemmeldir, evet kayaların normalin altında bir kırılganlığa sahip oldukları doğrudur ama yeraltı kentlerini gördüğünüzde bunun yeterli bir açıklamadan çok uzak olduğunu görürsünüz çünkü modern araçlar gerekmektedir. Günümüzdeki modern teknolojinin çizgisinde olan maden ocaklarının hiçbirisi böylesine mükemmel ve hatta konforlu değildir... Peki Nevşehir civarındaki bu yeraltı kentlerinin amacı nedir?

 

Son Güncelleme ( SALI, 17 Kasım 2009 15:31 )

Meraklı mıyız Dersiniz?

Meraklı mıyız Dersiniz?

PTT önünde meydan gelen hafif hasarlı kaza haberini sizlere iletmiştik.
Bu kazayla ilgili olarak çektiğimiz fotoğraflara biraz dikkatlice bakınca enteresan durumlar gözümüze çarptı.

Türk insanın kazalardan sonra olay yerine toplanması, hatta ilk yardım bilgisi olmadan hastayı kurtarmak isterken çekerek ölümüne neden oluşu defalarca Levent Kırca'ya bile malzeme olmuştur.

Ancak bu fotoğrafta durum biraz farklı. Sanki o Merakla seyretme özelliğimizi biraz kaybetmiş gibiyiz. İnanmıyorsanız fotoğrafa biraz dikkatlice bakın.

Kaza olmuş bir takım meraklılar kaza yerindeler. Hatta olayın içindeler. Ancak yuvarlak içine aldığımız ve numaralandırdığımız insanlarımıza biraz daha yakından bakın.

1 numaralı Türk kafasındaki sorundan başını kaldırıp çevreye bakamayacak durumda.
2 numaradaki şoför arabasından inmemiş bile.
3 numarada iki insanımız sohbetlerini kesmeye gerek bile duymamışlar.
4 numaradaki özel sektör çalışanımızın gözü az ilerde yere atılmış çöpten başkasını görmüyor bile.
5 numara ise gitsem mi kalsam mı muammasına esir olmuş halde.

Şimdi kendi kendimize şu soruyu sormaya hakkımız olduğunu düşünüyorum: Hani biz meraklı millettik? Vatandaşımız fazla merakın zararlarını öğrenmiş galiba...

Son Güncelleme ( CUMA, 31 Temmuz 2009 04:08 )

 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 - 2